Taşı; milyonlarca yıllık jeolojik hafızayı taşıyan, yaşayan, dokusu kokusu ruhu olan bir varlık olarak ele alıyorum. İçinde geçmişi geleceği tarihi barındıran bu kadim malzemeyi, tarihsel ve mitolojik figürlerle buluşturuyorum. Heykellerimde kütle ile incelik, ağırlık ile dinginlik, sertlik ile zerafet aynı bedende buluşur. Aralarındaki gerilim bir çatışma değil, varoloşsal bir dengedir. Jeolojik zaman ile mitolojik zaman aynı yüzeyde kesişir. Yontma süreci tek taraflı bir müdahale değildir; taşın direnci dokusu formu, heykellerimin yönünü belirler. Bilinçli olarak bıraktığım ham alanlar, taşın varoluşuna ve milyonlarca yıl önceki geçmişine duyduğum saygının izidir. Taş bir malzeme değildir zamanın ve evrenin ta kendisidir. ´
A ğ ı r B i r N e z a k e t G e r e k t i r i r.
